Maske kimsin sen?
Maskesi düşenlerde bugün
Yeni başlayan ilişkilerle ilgili belki de en güzel ve en korkutucu gerçek, karşımızdaki insanı tanımıyor oluşumuzdur bence. Tanımadığımız için belli bir durumda ne diyeceğini, nasıl tepki vereceğini bilemeyiz. Bazen iyi, bazen de kötü sürprizlere gebedir bu bilememe hali. Hele de hiç ortak arkadaşınız ya da tanıdığınız olmayan biriyle başlayacağınız bir ilişkide herkes istediği kişi olabilir. Bazı insanlar bunu, tamamen kendileri olmak için yeni bir şans olarak kullanıp özgürleştirici bulabilir —neticede hiç tanımadığı birine kendini anlatmak bazen daha kolay gelir insana. Bazılarıysa oldukları insanın zaten bir ilişkide hiç şansı olmadığına inandıklarından, olmak istedikleri insanın maskesi ardına sığınıp birlikte oldukları insanı etkilemek için bir araca dönüştürebilir bu tanımayışı. Ne inanılmaz aslında, özellikle bir ilişkinin en başında, karşı tarafın davranışlarını, yaşam tarzını, arkadaşlarını, geçmişini vs. henüz çok da tanıma fırsatınızın olmadığı zamanlarda elinizdeki tek şey bir beyandan ibaret. “Buraya gitmiştim” derse, “bunu çok severim” derse ya da bambaşka hikayeler, masallar anlatırsa size, dinlemek ve inanmak dışında ne yapabilirsiniz ki işin en başında? Elbette bu anlatılar çoğaldıkça maske düşer bir yerde. Çünkü ilişkiler, insanın en kırılgan, en çıplak halini ortaya koymasını gerektirir bazen. Çünkü ilişkiler sözden ibaret değildir ve bir yerden sonra duymayı bırakıp daha çok görmeye başlar insan, sözlere değil eylemlere inanır olur. Maske düşer işte bu yüzden ve siz de maskenin ardındaki insana inanamayan gözlerle bakıp, kimsin sen olabilirsiniz.
Dün, bu konuya ilginç bir yerden bağlanan bir tiyatro oyunu izledim. Mavi Sakalın Kadınları adında Lisa Guez’in sahnelediği bir oyundu. Charles Perrault’nun Mavi Sakal hikayesini bilenler bilir ama bilmeyenler için kısaca anlatmak iyi olur: Zengin mi zengin bir adam yaşar evvel zamanda, köyde de evleri vardır şehirde de. Ama gelin görün ki mavi sakalından ötürü çirkindir, kimse beğenmez onu. Mavi Sakal kendine uygun bir kısmet ararken komşusunun iki kızına gözünü diker, annelerine içlerinden hangisi isterse onunla evleneyim der. Kızların ikisi de istemez başta elbette ama Mavi Sakal kızların, annesinin, arkadaşlarının ve birkaç komşunun da olduğu yedi gün yedi gecelik bir eğlence düzenler köydeki evlerinden birinde. Onca zenginliği, şaşayı, eğlenceyi görünce kızlardan birine Mavi Sakal’ın sakalı o kadar da mavi görünmemeye başlar ve evlenir şehre dönüşte. Güzel bir şatoda yaşamaya başlarlar böylece. Bir gün, Mavi Sakal’ın işi çıkar ve gitmesi gerekir uzun süreliğine. Karısına evin anahtarlarını bırakır, istediğin gibi ye iç, şatonun tüm odalarına gir çık, ama şu anahtarı kullanmanı yasaklıyorum der. Bu küçük anahtar en alt katta küçük bir kapının kilidini açıyordur. Tabii kadın merakına yenik düşer bir süre sonra ve gider açar kapıyı. Fakat ne görsün, içeride Mavi Sakal’ın öldürdüğü eski eşlerinin cesetleri asılıdır. Çıkar hemen ama anahtarın üstünde bir kan lekesi kalır, ne kadar yıkasa da çıkmaz o leke. Mavi Sakal hemen o akşam döner seyahatinden ve anlar yasağın delindiğini. Öldürecektir, ama kadın izin ver de son bir dua edeyim der. Odasına çıkar ve kız kardeşine seslenir şatonun tepesinden, bir, iki, üç seslenme derken artık Mavi Sakal’ın sabrı tükenir. Tam öldüreceği sırada ise kapı çalar ve kadının iki erkek kardeşi gelir. Kurtulur böylece kadın ölmekten.
Lisa Guez Mavi Sakal’ı, hikayenin ana hatlarına sadık kalarak, ancak günümüz bağlamına yeniden uyarlayarak anlatıyor. Fakat bu kez hikayeyi o kilitli odanın ardında cansız bedenleri duran, bu oyun için can bulan kadınlardan dinliyoruz. Hepsi anlatıyor; Mavi Sakal başta şöyle karizmatikti, efendim böyle aşk doluydu, öyle de güzel severdi sevişirdi, evinde bir kuş sütü eksikti falan filan diye. Bu adamdan etkilenmemek elde değil. Hepsinin tanışma, aşık olma, evlenme hikayesi birbirinden çok farklı, ama ortak bir noktaları var yine de: Bir noktada hepsi Mavi Sakal’ın maskesinin ardındaki ‘gerçek yüzü’ görüyor fakat o raddeye gelindiğinde artık kontrol mekanizmaları öyle aleyhlerine kurulmuş oluyor ki ilişkiden çıkmak neredeyse imkansız hale geliyor. Bazı kadınlarda aşk yerini korkuya bırakıyor, bazılarında ‘ama o yaraları olan bir çocuk adam ve ben onu iyileştirebilirim’ illüzyonuna, bazılarında ise kötü bir süprize. Anahtarı ellerinde buluyor kadınlar; fakat bunun dış kapının değil, kendilerini daha da çok hapsedecek bir kapının anahtarı olduğunu görüyorlar sonuçta. Oyun çok daha anlamlı ve güçlendirici bir başka hikaye ile sonlanıyor. Fakat insan bu tarz ilişkilerin aslında sandığımızdan ne kadar daha çok olduğunu düşünmeden edemiyor.
Heteroseksüel ilişkilerde erkek partner kaynaklı bir çatışma, nahoş bir durum ya da bir şiddet yaşandığında nedense(!) bunun suçunu kaynağında değil, daha çok kadında aramaya meyilli oluyor toplum. Yalnızca toplum diye genellediklerimiz değil, insanın sevdikleri bile sorgucu kesilebiliyor başına: Ama nasıl tanıyamadın bu adamın gerçek yüzünü? Nasıl oldu da böyle toksik bir ilişkide kaldın bunca zaman? İnsanlar kendi ilişkilerinin en sağlam, en yıkılmaz olduğunu düşündükleri sırada böyle örnekler gördüklerinde vah vah ama birazcık aklını kullanıp dikkatli olsaymış canım diyebiliyor. Ya da tam aksine sosyal çevrelerde olabilecek en saygılı ve karizmatik maskeleriyle gördükleri adamlar için, aaa çok şaşırdım, o adam hiç böyle bir şey yapacak birine benzemiyor, bana iftira gibi geldi olabiliyorlar. Fakat bazen Kırmızı Başlıklı Kız olarak, kurdun büyükanneniz değil de kurt olduğunu ancak kurtla yatağa girdikten sonra anlayabiliyorsunuz işte. Ormanda dolaşırken tanıştığınızda size nazikçe sorular soran kurdun, birkaç saat sonra bambaşka bir kılıkta karşınıza çıkabileceğini ancak onunla biraz yalnız kaldıktan sonra anlayabiliyorsunuz bazen.
Charles Perrault’nun masallarındaki başınıza her şey ya meraktan ya ‘meraktan’ gelir temalı ahlaki mesajları elbette büyük ölçüde kadınları ‘doğru yolda’ tutmak ve itaatkar olmalarını sağlamak için kontrol amaçlı kullanıldı yıllar boyunca ve hala da kullanılmakta. Fakat artık biz merak etmekte hiçbir sakınca olmadığını bildiğimiz gibi, meraklarının peşinde koşanların kötü sonu hak etmediğini de biliyoruz.
Velhasıl ilişkilerde kötü sürprizler her zaman çıkabilir karşımıza. Yeter ki bizim oradan çıkabilmek için yeterince alanımız ve aracımız olsun elimizde ve yeter ki bizi tekrar güzel sürprizlere inanmaktan alıkoymasın yaşadıklarımız. Yolumuzun karşımıza maske takma ihtiyacı hissetmeyen güzel insanlar çıkarması dileğiyle örelim bugün dantellerimizi.



